[Ortadoğu'da barış veya istikrarsızlık - II] Türkiye-İsrail ilişkileri nasıl düzelir?
10 Ekim 2010 02:14 Türkiye ile İsrail arasında güçlü bir işbirliği, sadece bu iki ülkenin değil, ağır sorunlarla karşı karşı... Mavi Marmara saldırısıyla ilişkiler son yılların en kötü düzeyine indi. Saldırı karşısında Türkiye taleplerini defalarca ve açık bir dille ifade etti: İsrail sorumluluğunu kabul etmeli (özür dilemeli), zarar görenlere tazminat ödemeli ve Gazze ambargosunu kaldırmalı. Birleşmiş Milletler Araştırma Komisyonu'nun son raporu, Türkiye'nin taleplerine meşruiyet kazandıran yeni bir belge oluşturdu. İsrail'in önümüzdeki günlerde nasıl bir yol izleyeceğini bilmiyoruz. Ancak makul bir tutum içine girerse ve Mavi Marmara sorununda uzlaşma sağlanırsa, acaba Türkiye-İsrail işbirliği arzu edilen yüksek düzeylere çıkabilecek mi? Kuvvet yoluyla barış Bozulmuş ilişkilerin arka planında ve daha derinde, iki ülkenin bazı temel sorunlar karşısındaki önemli yaklaşım farkları yatıyor. Bu açıdan bakıldığında, Mavi Marmara ihtilafının bir neden olmaktan çok bir sonuç olduğu dahi söylenebilir. Temel farklılıklardan üç tanesi şu konularda: Barış, askeri güç dengeleri bağlamında nükleer silahlar ve demokrasi. Bunların hepsi bölgenin hayati sorunlarıyla doğrudan ilgili. 1967 savaşından sonra uzun süre "barış için toprak" siyasetini benimseyen İsrail artık farklı bir noktada ve "kuvvet yoluyla barış" tesis etmeyi hedefliyor. Bu yeni anlayışın baş mimarı, 1996'da ilk başbakanlığı sırasında onu uygulamaya koyan ve şimdi tekrar aynı görevde bulunan Binyamin Netanyahu. Bu anlayışa göre Ortadoğu halklarının anladığı tek dil kuvvettir. İsrail kendi stratejik çevresini dilediği gibi şekillendirecek askerî güce sahiptir. Ortadoğu'da barış, bölgede rakipsiz güce sahip İsrail'in kendi tercih ettiği koşulları adım adım hayata geçirmesiyle kurulacaktır. Şimdi Obama yönetiminin yoğun baskıları sonunda başlamış bulunan barış müzakereleri de, bu çerçevenin dışına çıkabilmiş değil. O nedenle, kalıcı bir barışla son bulmasını beklemek için, diplomatik bir dille ifade etmek gerekirse, çok iyimser olmak gerekiyor. Devam eden barış görüşmeleriyle ilgili daha ayrıntılı bir değerlendirme başka bir yazıda ele alınacak. Ancak kalıcı bir barış sağlanmadığı ve İsrail'in güç siyaseti devam ettiği sürece, Türkiye ile ilişkilerin en yüksek düzeylere çıkması kolay görünmüyor. Son dönemde ilişkileri bozan önemli bir gelişmenin, bu kuvvet siyasetinin tipik ve kaba bir tezahürü olan Gazze savaşı olduğu hatırlanabilir. İkinci farklılık bölgedeki askerî dengeler ve nükleer silahlarla ilgili. İsrail bölge ülkelerine kıyasla sahip olduğu askerî üstünlüğü ne pahasına olursa olsun korumak istiyor. ABD, Rusya ve başkalarının, iyi ilişkiler içinde bulunduğu bölge ülkelerine dahi yaptığı askerî yardımların ve satışların aradaki uçurumu kapatmaması için baskı uyguluyor. Askerî üstünlüğünü de sadece işgal altında tuttuğu Filistin topraklarında değil, bölgenin tamamına dönük olarak acımasızca kullanıyor. Nükleer silahlar aynı siyasetin önemli bir parçası. İsrail, kendi sahip olduğu nükleer silahlara bir başka bölge ülkesinin sahip olmaması için kararlı ve sert hareket ediyor. O doğrultuda bir şüphe dahi İsrail'in uluslararası hukukla bağdaşmayan saldırıları için yeterli bir neden. İran'a saldırmamış olması, ahlaki veya hukuki kaygılar değil, böyle bir fiilin doğuracağı maliyetlerin ağır görünmesi nedeniyle. Ancak askerî üstünlük bugüne dek İsrail'in güvenlik endişelerini azaltmadı ve bölgeye barış getirmedi. Türkiye nükleer silahlardan arındırılmış bir Orta doğu istiyor. İsrail'in de bu kapsam içine girmesi adım adım gerçekleşebilir ve şu aşamaları kapsayabilir: Nükleer silah sahibi olduğunu resmen kabul etmesi, bu silahları ilk kullanan ülke olmayacağını beyan etmesi, bütün Ortadoğu ülkelerinin imzaladığı ilgili uluslararası sözleşmeyi (NPT) onaylaması, nükleer tesislerini uluslararası denetime açması, güvenlik garantileri ve nükleer silahlardan vazgeçmesi. Ortadoğu'da demokrasi Üçüncü konu bölgede demokrasinin gelişmesiyle ilgili ve belki de üzerinde en az durulanı. Sık dile getirilen bir övgü ve savunma şekli, baskıcı rejimlerle dolu bölgede İsrail'in tek demokrasi olduğu. Ancak bugün durum biraz farklı. İsrail artık bölgede demokrasinin güçlenmesi önündeki en büyük engellerden biri. İsrail için bölgedeki rejimlerin niteliği önemli değil. Tehlikeli gördüğü diktatörlüklerin ağır bedeller pahasına da olsa yok edilmesini desteklerken, demokrasiye geçiş koşullarının hayli olgunlaştığı durumlarda bile, kendi amaçlarıyla uyumlu görürse, dikta rejimlerinin devamını teşvik ediyor. Buna karşın Hamas örneğinde görüldüğü gibi demokratik seçimler sonunda işbaşına gelen yönetimler İsrail'in kuvvet politikasına boyun eğmezse, bunların ezilmesi için her yönteme başvuruyor. Aksine Hamas örneğini, demokrasinin radikal İslamcı partileri iktidara getirdiği ve o nedenle Ortadoğu için uygun olmadığı iddiasının kanıtıymış gibi kullanıyor. ABD yönetimlerinin son yıllarda Ortadoğu'da demokrasinin gelişmesine verdiği desteğin bariz bir şekilde azalmasının en önemli nedenlerinden biri, bu tür dar görüşlü lobiler. İsrail kuvvet politikasının cazibesine öylesine tutsak olmuş ki, demokrasi dışı rejimlerin bölgenin değişmez gerçeği haline dönüşmesinin kendi güvenliği açısından taşıdığı riskleri algılayamıyor. Bu haber 976 defa okundu. << Önceki || Sonraki >> Yorum Yap Tavsiye Et Yazdır Kaydet Yorumlar ( 0 / 0 )
Diğer YORUMLAR Haberleri :
|
Yazarlar
![]() ![]() ![]() Video Haber
|