[Yorum - Murat Erdoğan] (Mesut'un Cumhurbaşkanı Wulff Türkiye'de) "Ayricalıklı partner ile ayrıcalık
18 Ekim 2010 02:14 Berlin Olimpiyat Stadı'nda 8 Ekim'de 75 bin seyircinin gözü neredeyse tek bir oyuncunun üzerind... Mesut profesyonel sevincini kendine sakladı ama en çok da üzerinde oluşan ikili baskının bir biçimde sona ermesinden mutlu gibiydi. Gole Türkler kızdı belki ama ya o golü at-a-masaydı. Ona kızacaklar çok daha fazla olabilirdi. Bild gazetesinin de yazdığı gibi Mesut "kırık kalpli kahraman"dı. Aslında hiç kuşku yok ki, bütün ıslıkçılara rağmen, Mesut sadece Almanların değil, hatta daha çok Türk göçmenlerin bir kahramanı, Türklerin gururu. Kısa bir süre önce Dünya Kupası'nda uzun zamandan beri ilk kez Türkler Almanya takımını gönülden desteklediler. Bunda Mesut'un payı tartışılmazdı. Ama Mesut'un Türkiye karşısında sahaya çıktığı günlerdeki politik gündem işini daha da zorlaştırdı. Oysa aynı Mesut Türkiye'de Almanya'daki Türklerle karşılaştırılmayacak kadar az yadırgandı, hatta buruk bir gururla da olsa desteklendi. Almanya Federal Cumhuriyeti'nin çiçeği burnundaki Cumhurbaşkanı, yani Mesut da dahil olmak üzere artık sayısı bir milyona ulaşan Türk asıllı Alman vatandaşının Cumhurbaşkanı Christian Wulff'un Türkiye'ye gelişi, aslında her iki taraf için de pek çok alanda gerçeklerle yüzleşmeyi sağlamaya önemli bir vesile olabilir. Almanya-Türkiye maçını da Başbakan R.T.Erdoğan ve Şansölye A.Merkel ile birlikte izleyen Almanya'nın Cumhurbaşkanı C.Wulff'un Almanya'daki Türkler ve Türkiye konusunda oluşturduğu olumlu hava geleceğe yönelik umut veriyor. C.Wulff, anlamsız, gereksiz çatışma alanlarını iki ülkenin yararına ve çıkarına dönüştürebilme niyeti ve çabası içinde olduğunun işaretlerini yıllardır veren, çatışmayı değil işbirliğini, endişeyi değil çeşitliliği ve kör bir duygusallığı değil mantığı öne çıkaran bir lider portresi çiziyor. Aşağı Saksonya eyaleti başbakanlığı görevini başarı ile yürüten ve CDU/CSU içinde şansölye adayları arasında ismi geçen C.Wulff, 2 Temmuz 2010'da, hükümeti de sarsan zor bir sürecin ardından Almanya cumhurbaşkanlığına seçildi. A.Merkel'in "rakip eleme" stratejisinin bir parçası olarak cumhurbaşkanlığına taşıdığı da iddia edilen 1959 doğumlu C.Wulff'un eyalet başbakanlığı döneminde hem Almanya'da yaşayan göçmenler hem de Türkiye-AB ilişkileri konusunda kendi partisinin klasik söylemleri yerine daha liberal kanatta yer alması, hatta ilk kez bir Türk asıllı Alman vatandaşı olan Aygül Özkan'ı bakanlık görevine getirmesi samimiyetinin ifadesi olarak algılandı. C.Wulff farklılığını ve hatta aykırılığını 3 Ekim'de iki Almanya'nın birleşmesinin 20. yılı vesilesi ile yaptığı konuşmada da ortaya koydu. Cumhurbaşkanı'nın "Hıristiyanlık ve Yahudilik, Almanya'nın geçmişi ve bugününün bir parçasıdır. Ama artık İslam da Almanya'nın bir parçası haline gelmiştir." sözleri ülkede büyük bir tartışma meydana getirdi. Her ne kadar C.Wulff aynı konuşmasında, biraz da son dönemdeki tartışmaların merkezine oturan eski Berlin Maliye Senatörü ve Merkez Bankası Yönetim Kurulu Üyesi T.Sarrazin'in 31 Ağustos'ta yayınladığı "Almanya Kendini Yok Ediyor!" başlıklı kitabındaki tezleri işaret ederek "Dışlama ve önyargıların efsaneleşmesine, kalıcı hale gelmesine izin vermeyeceğiz. Bu, bizim ulusal çıkarımızdır." dese de ciddi eleştiriler aldı. MÜSLÜMANLARI ENDİŞELENDİREN TARTIŞMALAR Almanya'da yaşayan 15,6 milyon göçmen kökenli içinde 3 milyonluk bir sayı ile en büyük grup olan ve toplam Müslüman göçmenler içinde de % 65-70'lik paya sahip Türkler, Almanya'daki göçmen-yabancı tartışmalarının en önemli malzemesi ve muhatabıdır. Yarım yüzyıldır büyük ölçüde uyumla yaşadıkları "acı vatanlarında" istenmeyen, yük görülen, tehlikeli olarak algılanan ve artık hakarete varan "bilimsel" açıklamalarla zaten entegre olmalarının "genetik" olarak mümkün olamayacağı ilan edilen Türk göçmenler, artık Sosyal Demokrat kökenlilerin popülist çıkışlarının da malzemesi oluyorlar. Dahası bu durum Almanların kronik karamsarlığı ile birleşince, ciddi kaygı duymamak elde değil. Aslında Almanya bugün dünyanın en gelişkin toplum ve ekonomik yapılarından birine sahip. 82,3 milyon nüfusu, 3,3 trilyon dolarlık GSYH'sı, 40.800 $'lık kişi başına milli geliri ile gurur duyulacak bir ülke. Almanya AB'yi büyük ölçüde sırtında taşıyacak kadar güçlü, dünya politikasında her geçen gün daha çok rol alan ve böylece ekonomisi ile siyasi gücü arasındaki dengesizliği giderme yolunda dev adımlar atan bir ülke. Dünyada etkin, dev bir ekonomi ve neredeyse bütün önemli sorunlarını çözme gücünde barışı, refahı, huzuru yaşayan bir ülke. Buna rağmen birisi çıkıp "Almanya Batıyor" diye yazdığında bu kitap 1 milyon satıyorsa, burada garip hatta "arabesk" bir durum olduğu söylenebilir. Almanlar T.Sarrazin'in görüşlerine verdikleri önem ve destekle adeta kendilerini "Avrupa'nın yeni hasta adamı" ilan ettiklerinin farkında değiller sanki. Almanya'da yaşlanan nüfus ve doğum oranlarındaki düşmeye bağlı olarak, özellikle de sosyal devlet uygulamalarının yarattığı-yaratacağı yükün taşınmasındaki endişeler nedeni ile bazı sorunlar yaşanıyor, bekleniyor. Ama bu sadece Almanya'nın sorunu değil ki. Almanya'da göçmenlerden kaynaklı kültürel farklılığın bir tehdit olarak sunulması ise bugünün dünyasında sadece çelişki değil, hayal kırıklığı oluşturan bir durum. Sanki yabancılar Hıristiyan olmadan ve sadece Almanca konuşmadan tatmin olunmayacak ve öbürü hep tehdit olarak algılanacak gibi bir tavır var. Bu haber 982 defa okundu. << Önceki || Sonraki >> Yorum Yap Tavsiye Et Yazdır Kaydet Yorumlar ( 0 / 0 )
Diğer YORUMLAR Haberleri :
|
Yazarlar
![]() ![]() ![]() Video Haber
|