Yeni Kayıt         Şifremi Unuttum!
Gazete13.net | Bitlis Haberleri | Tatvan Haber | M - Anasayfa
 
Yazı Boyutu : 12 punto14 punto16 punto18 punto

[Yorum - Rabee Al-Hafıdh] Bölgesel çıkarlar, Arap milliyetçiliği ve Arap - Türk ilişkileri

[Yorum - Rabee Al-Hafıdh] Bölgesel çıkarlar, Arap milliyetçiliği ve Arap - Türk ilişkileri 28 Ekim 2010 02:12
Bir süredir Arap milliyetçiliği akımı, geçtiği bir ana istasyondan (1952 Temmuz devriminden) dolayı büyük...


Medya bu devrim, devrimin faktörleri, hedefleri ve başlangıcından itibaren Arap milliyetçiliği projesiyle ilgili meydan okumalara ilişkin yazılarla dolu... Millî devlet öncesi dönemde Arap devriminin yeni kavramlar yerleştirmek üzere gerçekleştiği siyasî ve kültürel miras da bu meydan okumalardan biridir. Ortaya çıkan ve tartışma noktalarını oluşturan başlıklar şunlardır: Türklerin, Arapların siyasal yaşamına girmesi, Arap altın çağlarının yıkıma uğraması, Türk dönemlerinin olumsuz kültürel yansımaları...

Söz konusu yazılar, Arap milliyetçiliği düşüncesine, geçen yüzyıl başlarında ve ortalarında söylenenlerden daha fazla katkı sağlamamakla birlikte bazı kavramlar üzerinde durmak için uygundurlar. Her ne kadar tarihin yaprakları arasında kalmış olsalar da yeniden gün yüzüne çıkarılmaları stratejik yenilikler açısından önemlidir. Bölgesel bir güç haline gelmiş olan bir devletle olan ilişki, final bölümünün ortaya çıkarılmasında bu ilişkinin rolü ve daha sonra Türklerle Arapların kesin olarak bir daha bir araya gelemeyeceklerini -bir an dahi olsa- zannettikleri bir dönemin ardından kültürel ve siyasal bir cümbüşten geçtikleri, tarihî ilişkiyi başlatma arayışında oldukları bir zamanda birbirlerine yabancılaşmaları bu kavramlar içerisinde sayılabilir.

Bir diğer ifadeyle bunlar, türlü safsataların ve karşılıklı mantıksızlıkların yerleştirilerek üretildiği bir tarla halini alan bir sürece ait kavramlardır. Bu tarlanın toprağı henüz ıslah edilmemiş olduğundan faydasız bitkilerden başka bir şey yetişmeyecektir. Söz konusu mantıksızlıklar da her zaman bulanık sularda avlanmaktan hoşlananların eşeleyip durdukları bir alan olarak kalacaktır.

Bir diğer sebep ise sözü edilen kavramların mikro ve makro işaretleri beliren yeni dönemin kavramlarıyla kesişmeye başlamış olmasıdır. Bu yeni dönem, bölgesel dönemdir. Bundan dolayı da bu döneme ilişkin yargıyı fikrî ve millî ekoller değil, bölgesel çıkarlar belirleyecektir. Bölgede lider olan evrensel kitleler için de aynı durum geçerlidir. Şöyle ki milliyetçi ekoller ve siyasî ulusal partiler, fikrî ve millî açıdan büyük olmalarına rağmen daha kapsamlı bölgesel veya evrensel bir çıkar elde edebilmek için, devletlerin dahi tek başlarına aciz kaldıkları meydan okumalar karşısında bir direnç sağlayabilmek için bu hesaplar altında ezilirler. Hatta bölgesel anlamda doğru bir rota tutturabilmek için kendi tarihlerinin çeşitli bölümleriyle olan muamelelerinde bile seçiciliğe yönelirler. Avrupalılarının, bölgesel varlıklarının yolunda duran çelişkileri bertaraf etmek için yaptıkları şey de budur. Yani Avrupa, önündeki bölgesel güzergâhını hazır edebilmek için tarihi bir kenara itmektedir. Biz ise bölgesel rotamızı hazır edebilmek için tarihe çağrıda bulunuyoruz.

Aşağıda Arap aydınları ve akademisyenlerinden oluşan bir grup arasında yapılan ve Arap-Türk ilişkileri tarihindeki ana durakları ele alarak konunun değişik yönlerine ışık tutan tartışmanın ana eksenleri yer almaktadır.

Türklerin Arap Siyasal Yaşamına Katılımları:

Türkler, Arapların siyasal yaşamına başlıca üç defa dâhil olmuşlardır:

1. Katılım:

İlk katılım, hicrî ikinci yüzyıl sonlarında Arap İslam Devleti'nin (Abbasilerin), Şuûbî Perslerin uzak mesafelere ve çeşitli alanlara uzanan nüfuzuna karşı koymak üzere onlara ilettikleri resmî davetle gerçekleşmiştir. Söz konusu nüfuz; İslam kisvesine bürünmüşlüğünü sürdürüp İslam Devleti üzerinde hegemonya oluşturarak siyasal rejimi ve yönetim kademesini Pers politik teorilerinin etkisi altına sokmak amacıyla Emevi Devleti'ne karşı Horasan kaynaklı bir devrim gerçekleştirmek, geçmiş Pers düşüncesi ve Kisra bilgeliklerinin etkisi içine almak şeklindeki projelerin uzantısını temsil ediyordu.

İslam Arap Devleti (Abbasiler), hicrî ikinci yüzyılın son üçte ikisi boyunca ve üçüncü yüzyılda kimisi düşünce alanında, kimisi de silahlı olan Şuûbî devrim hareketlerine karşı koymuştur. Meselâ hicrî 136 yılında Sinbaz Hareketi, hicrî 141 yılında Revandi Hareketi, hicrî 150 yılında Üstad Sis Hareketi, hicrî 202 yılında Bâbek el-Harmî Devrimi gibi... -ki bu hareket Abbasi Halifeliğine karşı düşmanlık besleyen en tehlikeli Pers hareketiydi- Yirmi yıldan fazla sürmüş olup dikkatli bir organize, dahiyâne bir komuta, Ermenilerle ve başkalarıyla siyasal iletişim kurma özelliklerine sahiptir. Bu hareketin bazı ilkeleri şunlardır: Hulûl ve ruh göçü inancı (hareketin lideri Bâbek, ilahlık iddiasında bulunmuştur), mal ve ırz konusunda komünalizm ve mazdekçilik inancı, Arap yöneticiden ve İslam dininden kurtulma düşüncesi... Bunlar Abbasi ordusuna çok sayıda yenilgi yaşatmışlardır. Bu yenilgiler sonucunda zındıklık ve müstehcenlik edebiyatında yaygınlık görülmüş, İslam dinini benimseyen Persler nezdinde milliyetçi Pers ruhunu uyandıran güçlü bir mazdek edebî hareketi ortaya çıkmıştır.




Bu haber 1017 defa okundu.
<< Önceki || Sonraki >>
Yorum Ekle
Başlık:
Metin:
*Üye girişi yapılmadığından yorumlarınız "Misafir" rumuzu ile yayınlanır. Ücretsiz Üyelik için tıklayınız.
Tavsiye Et
Sayin okucuyumuz bu haberi istediğiniz kişiye gönderebilirsiniz.
*Kime:
*Kimden:
*Kisa Mesaj :
 
* İlgili yerleri boş bırakmayınız!
Yorum Yap
Tavsiye Et
Yazdır
Kaydet
Yorumlar ( 0 / 0 )
Diğer YORUMLAR Haberleri :
<<
>>
Yazarlar
1 2 3
Okunan:
Hafta / Bu Ay / Yıl


» Sitene Ekle  » Anasayfa Yap  » Sık Kullanılanlar   » Site Haritası  » RSS


© 2008-2011 Gazete13 ve Hedef13 Reklam Ajansı Bir İpekyolu Radyo Tv.Basın Yayın, Reklamcılık, Özel Eğitim Kurumları ve iletişim Hizmetleri A.Ş Kuruluşudur. Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.


Hedef 
AJANS