• 06 Mayıs 2019, Pazartesi 2:57
Avukat Sedef KOCAKAPLAN

Avukat Sedef KOCAKAPLAN

İHTİYATİ TEDBİR KARARI NEDİR?

Değerli Okurlar;

Daha önceki haftalarda yer alan köşe yazılarımızda, “ihtiyati haciz” kurumunu ve uygulanma biçimini detayları ile birlikte ele almıştık. Bu tedbir hükmü ile yapısal olarak benzerlik gösteren ancak uygulanma biçimi ve koşulları açısından arz ettiği farklılıklar dolayısı ile farklı kanun hükümlerinde düzenlenmiş olan “ihtiyati tedbir” hükümleri bu haftaki yazımızın konusunu oluşturmaktadır.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 389-399.maddelerinde düzenlenen ihtiyati tedbir uygulaması; lafzından da anlaşılacağı üzere, talep edenin hukuki menfaatleri adına bir tedbir ve koruma amacı gütmektedir. Çoğunlukla mal kaçırma iddialarında gündeme gelen ihtiyati tedbir talepleri, yasal olarak gerekli koşulları sağladığı takdirde her türlü uyuşmazlıkta söz konusu olabilmektedir. Kanun metninde bu hükmün uygulanma biçimine ve koşullarına şu şekilde yer verilmiştir:

“Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir.” (HMK 389/1)

Hüküm fıkrasından anlaşıldığı üzere, ihtiyati tedbir kararının verilebilmesi için öncelikle “ivedilik” gerektiren bir durumun ve bununla birlikte hak kaybına dair bir tehlikenin mevcut olması gerekmektedir. Kişi bu yol ile korumayı amaçladığı, üzerinde hak sahibi olduğu şey hakkında hukuken ve mahkeme eli ile bir koruma sağlamaktadır. Dolayısı ile ihtiyati tedbir kararının, talep eden tarafa yasa ile tanınmış bulunan hukuki bir güvence olduğunu söylemek mümkündür. Bir örnek ile somutlaştırmak gerekirse; boşanan bir çiftin mal paylaşımına dair davalarında, eşlerden birinin malları elinden çıkararak/ malları başkasına devrederek paylaşımın dışında tutmayı ve bu yolla diğer tarafı zarara uğratma ihtimali var ise mahkemece talep üzerine bu malvarlığı üzerine tedbir konulabilecektir. Konulan tedbir; dava sonuçlanana dek söz konusu malların başkalarına devrini engelleyecektir ve bu şekilde diğer tarafın dava sonunda elde edeceği hakları mahkeme kanalı ile muhafaza altına alınmış olacaktır.

İhtiyati tedbir talebinin kabul edilebilir olması için talep eden tarafın; açtığı yahut açacağı davanın sonunda haklı olduğunu en azından yaklaşık olarak ispat etmesi gerekmektedir. Zira, üzerine tedbir konulan şey örneğin bir taşınmaz ise; verilen tedbir kararı ile birlikte bu taşınmaz, sahibi tarafından satılamayacak, devredilemeyecek yahut benzer kısıtlamalara tabi tutulacaktır. Böylelikle verilecek tedbir kararı ile diğer tarafın tedbir konusu malvarlığı üzerindeki tasarruf yetkisinin ciddi oranda kısıtlanacağı aşikardır. Bu sebepledir ki, ihtiyati tedbir talep eden tarafın en azından davasında yaklaşık olarak haklı çıkacağını ispat etmesi kanunen aranan bir koşul sayılmıştır. Aksi durumda; yani ihtiyati tedbir kararı aldıran tarafın dava sonunda haksız olduğu anlaşıldığında, diğer tarafın malvarlığı üzerine de haksız olarak tedbir konulmuş ve bu kişi zarara uğratılmış olacaktır. Yine bu sebepledir ki kanunda ihtiyati tedbir talep eden tarafın hem yaklaşık olarak haklılığını ispat etmesi hem de haksız çıktığı takdirde doğacak muhtemel zararlara karşılık teminat göstermesi zorunlu kılınmıştır. Yaklaşık ispat olanağı, hukuk sistemimizde bir istisna mahiyetindedir. Zira, olağan koşullarda hakimin karar verebilmesi için tam bir kanaat ve ispat gerekli iken; “koruma” maksadından ötürü ihtiyati tedbir kararı verilebilmesi için yaklaşık ispat yeterli görülmüştür.

 

İhtiyati tedbir kararının verilebilmesi için gerekli koşulları şu şekilde sıralamak mümkündür:

Ø Gecikmesinde sakınca bulunan bir hal olmalıdır.

Ø Gecikme sebebi ile hakkın elde edilmesi zorlaşmalı yahut imkânsız hale gelmelidir ya da ortaya ciddi bir zararın çıkma ihtimali söz konusu olmalıdır.

Ø Tedbir konulması istenen mal veya hak, uyuşmazlığın konusunu oluşturmalıdır.

Ø Tedbir talebinde bulunan tarafın teminat yatırması gerekmektedir.

 

Bahsedilen “gecikme” hali, dava yolu ile hakkın elde edilmesine olanak sağlayacak olan sürece ilişkindir. Zira, yargılamaların uzun sürelerde neticeye ermesi göz önünde bulundurulduğunda, bu süre içerisinde doğacak sakıncalara, zararlara ve kaybedilecek haklara dair bir koruma tedbirinin gerekli olabileceği açıktır. İhtiyati tedbir kurumu da tam olarak bu amaca hizmet etmekte olan, yasal ve geçici bir hukuki korumadır.

Talepte bulunan tarafın teminat yatırması kanunen zorunlu kılınmıştır. Ancak talep, resmi belgeye, başkaca kesin bir delile dayanıyor yahut durum ve koşullar gerektiriyorsa, mahkeme gerekçesini açıkça belirtmek şartıyla teminat alınmamasına da karar verebilmektedir.

Belirtilen koşullar mevcut olduğu taktirde, mahkeme tarafından gerekli incelemeler yapılarak varsa sakıncalı durumlar tespit edilecektir ve hak kaybına dair ihtimallerin söz konusu olduğu kanaatine varıldığı taktirde mal veya hak ile ilgili ihtiyati tedbir kararı verilebilecektir. Kanun metninde hâkimin ihtiyati tedbir kararı “verebileceği” belirtilmekle; hâkimin bu konudaki taktir yetkisinin varlığına işaret edilmiştir. Dolayısı ile koşulları mevcut olsa dahi bu kararı verip vermemek hakimin kendi taktirindedir; mahkemece gerekçesi belirtilmek sureti ile aleyhe karar verilmesi de mümkündür.

Bir diğer önem arz eden husus ise, bu kararın ancak uyuşmazlık konusu hakkında verilebileceğine ilişkindir. Yasa metninden de açıkça görüleceği üzere, “uyuşmazlık konusu hakkında” ibaresi kullanılmıştır. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da aynı hususa dikkat çekilmiş; ayrıca para alacağına dair uyuşmazlıklarda ise ihtiyati tedbir değil, İİK’nun 257. maddesinde düzenlenmiş ihtiyati haciz talep edilebileceği kabul edilmektedir.

İhtiyati tedbir, dava açılmadan önce, esas hakkında görevli ve yetkili olan mahkemeden; dava açıldıktan sonra ise ancak asıl davanın görüldüğü mahkemeden talep edilir. Talep edenin haklarının derhâl korunmasında zorunluluk bulunan hâllerde, hâkim karşı tarafı dinlemeden de tedbire karar verebilir. Tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek zorundadır.

 

Mahkeme, tedbire konu olan mal veya hakkın muhafaza altına alınması veya bir yediemine tevdii ya da bir şeyin yapılması veya yapılmaması gibi, sakıncayı ortadan kaldıracak veya zararı engelleyecek her türlü tedbire karar verebilir. Dolayısı ile tedbiri, yalnızca satışın yahut devrin engellenmesi şeklinde algılamamak gerekmektedir. Sakıncayı bertaraf edecek her türlü tedbirin uygulanması mümkündür.

İhtiyati tedbir kararının uygulanması, verildiği tarihten itibaren bir hafta içinde talep edilmek zorundadır. Aksi hâlde, kanuni süre içinde dava açılmış olsa dahi, tedbir kararı kendiliğinden kalkar. Tedbir kararının uygulanması, kararı veren mahkemenin yargı çevresinde bulunan veya tedbir konusu mal ya da hakkın bulunduğu yer icra dairesinden talep edilir. Mahkeme, kararında

belirtmek suretiyle, tedbirin uygulanmasında, yazı işleri müdürünü de görevlendirebilir. İhtiyati tedbir kararının uygulanması için, gerekirse zor kullanılabilir. Zor kullanmak hususunda, bütün kolluk kuvvetleri ve köylerde muhtarlar, uygulamayı gerçekleştirecek memurun yazılı başvurusu üzerine, kendisine yardım etmek ve emirlerine uymakla yükümlüdürler.

 

Aleyhine ihtiyati tedbir kararı verilen veya hakkında bu tedbir kararı uygulanan kişi, mahkemece kabul edilecek teminatı gösterirse, mahkeme, duruma göre tedbirin değiştirilmesine veya kaldırılmasına karar verebilmektedir. Bu durum da hakimin taktirindedir. Ancak yalnızca teminat karşılığında değil; diğer hallerde de mahkemece durum ve koşulların değiştiği sabit görülürse, talep üzerine ihtiyati tedbirin değiştirilmesine veya kaldırılmasına teminat aranmaksızın karar verilebilmektedir.

Genel hatları ile ihtiyati tedbir kararı ve uygulanma biçimi bu şekildedir. Faydalı olduğu temennisi ile..

Bir sonraki hafta görüşmek üzere. Sevgi ile kalın.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık