BAKIŞ REKLAM MEDYA
  • 11 Mayıs 2020, Pazartesi 14:49
Yegane YİĞİT

Yegane YİĞİT

Tatvanlıyım Demeye ‘‘Cesaretim’’ Yok

Bitlis, eşsiz doğası, suyu, havası ile beni kendine hayran bırakmıştır. Tüm Bitlis halkı misafirperverliğini, yardımseverliğini, sıcakkanlılığını her bir memleket misafirine hissettirecek kadar geniş bir kalbe sahiptir. Dayanışma, yardımlaşma, merhamet gibi önemli değerleri bir gelenek olarak nesilden nesle aktarmayı başaran bu güzel diyar, insanlığın ön planda, maddiyatın ise geri planda olduğu bir memleket olarak gönlümde taht kurmuş, onunla hiçbir zaman kopamayacak gönül bağım oluşmuştur. Bir gün bu memleketten gittiğimde ise‘‘sudan çıkmış balık misali’’ çırpınarak gittiğim yere alışmaya çalışacağım kesin. Ben de bir misafir olarak bu güzelliklerden dolayı tüm Bitlis halkına bu yazı vesilesi ile şükranlarımı sunuyorum.

Lakin vatandaş tarafından sergilenen bu hoşgörü, yönetsel alanda yeterince karşılığını bulamamakta, dışa kapalı bir sistemsel düzen geliştirilmeye çalışılmaktadır. Güzelim memlekette,  stratejilerin aile bazında sağlanılması durumu,  naçizane siyasi alanda yaşadığım ve gözlemlediğim bir tecrübe olmuştur. Bir nevi ‘‘Karşılıklı İşbirliği’’ anlaşma veya sözleşmesi olarak görülen bu sürecin ileride bireysele dönüşümü maalesef, kaçınılmaz hal alıyor. İlk aşamada doğru ve verimli bir yöntem olarak görülen bu toplu yaklaşım, işin hizmet boyutunda bireysele dönüşebiliyor. Yani çok taraflı düzen, yerini ikili ilişkilere bırakıyor. Bu durumda memleketle köklü bağlara sahip olan yöneticiler, bireysel temelde sorunlarla karşı karşıya kalabiliyor her türlü talep, arzu ve isteklere toplu değil de, ferdi bir şekilde cevap vermek ihtiyacını his ediyorlar. Zira her bir fert, karşılıklı ‘‘anlaşmaya’’ varılan o toplu kesimin bir üyesi olarak, bireysel başvuruda öncelikli hak sahibi olduğu düşüncesi ile (haklı olarak) hareket eder. Bu sayede toplumsal dengelerin sağlanmasında sıkıntılar ortaya çıkabilir. Tabi ki de burada, hiçbir ‘‘anlaşma’’ içinde yer almayan veya alamayan bir toplumsal kesimin olduğu da bilinmektedir.  Böylece, ‘‘Dışa Kapalı’’ Sistemsel düzende yönetsel kesim, hizmet aşamasında üç ayrı muhatap ile karşı karşıya kalmış oluyor.

Bu bağlamda, memlekette siyaset ve hizmet alanlarının, biri birinden ayrılmış iki süreç olarak değerlendirilmesi lazım. Keza belirli bir süre sonra siyaset yerini tamamen hizmete bırakıyor. İlk başlarda siyasetle belirlenen saflar, belki, çoğunluğun rızası ile gerçekleşse de, hizmet aşamasında, çoğunluğu oluşturan fertlerin özel beklentileri daha baskın bir şekilde ön plana çıkıyor. Velhasıl, TOPLU SİYASET yerini BİREYSEL YAKLAŞIMA bırakıyor.  Bu sürecin iyi bir şekilde yönetilmesi ve kontrolü ise, hizmet aktaran kadronun üzerine önemli bir sorumluluk yüklemiş oluyor. Çünkü bu süreçte denge oluşumu, adalet dağıtımı, iş ve hizmet aktarımında ferdi beklentiler ağırlığını ortaya koymuş oluyor. Şöyle ki, siyaset dediğimiz o toplumsal yaklaşım aşamasında nitelik kriterlerini göz önünde bulundurarak kararlar alınmış ise, ikinci ve önemli aşama olan hizmet süreci de iyi yönetebilir. Dolayısıyla, bu süreçte NİCELİK değil, NİTELİK zarureti ortaya çıkmış oluyor. Zira şu aşamada talep ve ihtiyaçlara yönelik profesyonel ve hızlı çözümler sergilemek gerekmektedir.

Şimdi gelelim dışa kapalı sistemsel düzene. Aslında güzelim memleketin yapısı ile hiç bağdaşlaştıramadığım bir ifadeyi, ‘‘Feodal Yapı’’ deyimini sıklıkla duymaktayım. Oysa memleket, ferdi bakış açılarının geliştirildiği, eğitimsel düzeyin gittikçe yükseldiği, siyaseti bireysel iradenin belirlediği ve özellikle,  kozmopolit yapısı ile bu algıyı çoktan kırmış olduğunu düşünmekteyim. Peki, bireylerin tutum ve tavırlarından da belli olduğu gibi kırılan bu algı, neden hala belirleyici bir etken olarak görülmekte veya gösterilmektedir? Neden hala bu sistemsel düzen üzerinden siyaset belirlenmeye çalışılmaktadır?

Aslında vatandaş nezdinde de yeterince kabul görmeyen bu olgu, yönetsel düzen içinde yürütüldüğünden sürekli bilinçaltımızı işgal etmektedir. Bu durum bizi, malum ‘‘yapı’’ ile ilgili sağlıklı düşünmemizi, onun artı ve eksilerini, fayda veya zararlarını, ve de gerekliliğini tartışmamızı da engelleyebiliyor. Oysa, bu düzen en çok yöneticileri etkilemekte, onların işini zorlaştırabilmektedir. Siyasetin ‘‘dışa kapalı’’ yani memleketçilik veya aile, aşiret bazında belirlenmesi, hizmet aşamasında yönetici sınıfının onlara karşı bir mesuliyet bağıyla bağlanmasını da beraberinde getirebilmektedir. Buradan hareketle, yönetici, toplumsal dengeyi sağlamakta zorlanmanın yanı sıra, daha çok toplumsal inisiyatif kapsamında oluşturulan kadro ile de, bireysel taleplere cevap vermekte güçlükle karşılaşabilmektedir. Zira yöneticiler bu sistemsel düzen içinde denge sağlama işleri ile uğraştıkça, hizmet aksayabilmekte, hizmete dönünce ise bireysel sorunları profesyonel düzeyde çözmekte zaman zaman kadro sıkıntısı ile karşılaşabilmekteler.

Sonuç olarak daha verimli bir yönetişim ortamının oluşumu, yönetsel kişilerin verimliliğinin artırılması için, politik süreçte yenilikçi yaklaşımların uygulanmasının memleket için faydalı olabileceğini düşünmekteyim. En basitinden yetki dağıtımının parti genel merkezlerinin inisiyatifine bırakılması, memleket bazında fikir ayrılıklarının, itirazların önüne geçerek, daha tatminkar bir durum oluşturabilir. Amacımız tabi ki de asla ‘‘Eski köye yeni adet’’ getirmek değildir. Zira bu benim gücümün ve haddimin sınırları dışındadır. Keza tüm bunların doğru cevabı memleket bireylerinin düşüncelerinde saklıdır.

Ben de bir misafir olarak ‘‘dışa kapalı’’ bir sistemin dışından gözlemlerimi sizlerle paylaşmak istedim. Ne zaman bu sistemin kapısını aralamaya çalıştımsa da, bizzat veya dolayısıyla her fırsatta yabancı olduğum kulağıma fısıldandı. Bu bakımdan, her ne kadar memleket sevdalısı olsam da, yanlış anlaşmasın diye; Tatvanlıyım Demeye ‘‘Cesaretim’’ Yok.

Güzelim memleketin Üvey Evladı olarak, hepimizin bu veya şu şekilde aynı geminin içinde bulunduğumuzu unutmama dileğiyle,  herkese selam ve saygılar…


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık